top of page

Hamile ve Yeni Doğum Yapmış Annelerde Yeme Bozuklukları

Bir kadın hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren hayatında değişim ve dönüşüm süreci başlar. Bilindik rutinlere, alışkanlıklara veda edilir, hayata yeni rutinler, ilişkiler ve dinamikler dahil olur. Hamilelik öncesi döneme ait kimi şey hamilelik sırasında ve sonrasında kayba uğramaz da yeni bir form alır. Bu yeni biçim alışın en belirgin şekilde gözlemlendiği alanlardan biri de bedendir.

Mary Cassatt, Musée D’orsay
Mary Cassatt, Musée D’orsay

Beden önüne geçilemez şekilde değişmeye başlar. Genişler, büyür. Zamanla ağırlaşır. Bedende başlayan anne olma serüvenine zihin de dahil olur. Hamilelik haberini almak nasıl ki bedende değişimleri beraberinde getirip, karnın gözle görülür bir şekile girmesine yol açıyorsa; duygu dünyasında da bazı duygular, geçmiş yaşantılar gün yüzüne çıkabilir. Yemek ve beden ile kurulan ilişkiye dair meseleler de hamilelik ve doğum ile daha fazla gün yüzüne çıkabilir.

Yemekle kurulan ilişkiyi çevresel, kültürel ve genetik faktörler açıklayabilirken, duyguların ve erken dönem bakım verenler ile kurulan ilk ilişkilerin de yemek ve bedenle kurulan ilişki üzerinde oldukça etkisi vardır. Yemek ile kurulan ilişki duyguların nasıl yaşandığı, duygusal ihtiyaçlara nasıl karşılık verildiği, hayatla ve insanlarla kurulan ilişkilerde nasıl hissedildiğine dair bilgi verebilmektedir. Bu nedenle yemekle ve bedenle kurulan ilişki de sadece fizyolojik bir mesele değil duygusal ve zihinsel bir konudur. Hamilelik ile bedende büyük ve alışık olunmayan değişimlerin başlaması, hamilelik öncesi yeme bozukluklarını ve anormal yeme davranışlarını tetikleyebilir. Doğum sonrası süreçte anne olmaya dair kaygı ve korkular hem de bedenle ilgili endişeler de yeme bozukluklarının görülmesine sebep olabilir.

Anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu yeme bozukluklarındandır. Bu yeme bozukluklarından kısaca bahsetmek isterim. Anoreksiya nervozada besin alımının neredeyse tamamen kısıtlandığı, yemek yenildiği durumda da aşırı spor gibi telafi edici davranışlara yönelindiği görülmektedir. Yemeklerin kalorileri ve tartıda görülen değer ile ilgili yoğun bir takip söz konusudur. Aşırı zayıf olmaya atfedilen önemli duygusal ve ilişkisel anlamlar vardır. Bir nevi yemekle bedene alınmayan şey ilişkidir, sadece yemek değil. Bulimia nervozada ise besin alımına yönelik bir kısıtlama yoktur. Ancak bedene alınan yemek üzerinden hissedilen bir suçluluk duygusu vardır. Kusma davranışı ile suçluluk duygusu arka plana atılmaya ve kilo kontrolü yapılmaya çalışılır. Halbuki burada önemli bir nokta vardır. O da bu suçluluk duygusu ilk aşamada her ne kadar yemek yemiş olmaya dair hissedilen bir duygu olarak görülse de derinlerde çok daha kişinin kendisinde ya da ilişkilerinde duyduğu suçluluğa denk düşmektedir. Yani ilişkisel yakınlık hem istenen hem de istenmeyen bir şeydir. Bu çatışma kendini yemek ve kusmak döngüsünde gösterir. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda kısa bir zaman dilimi içinde yenilebilecek miktarın çok daha üstünde yemek yenilmesi söz konusudur. Kontrolden çıkmışcasına yemek yenir. Tıkarcasına yeme davranışı ya duygu dünyasındaki bir boşluğu kapatmaya yöneliktir ya da hissetmekten rahatsızlık duyulan duyguları bastırmaya yöneliktir.

Hamilelik öncesi ve hamilelik sırasında en riskli olabilecek yeme bozukluğu anoreksiya ve bulimia nervoza olarak görülür. Anne adayının hem kendi fizyolojik değerleri hem de bebeğin anne karnındaki gelişimi için bu yeme bozuklukları risklidir. Sağlık profesyonellerinin değerlendirme ve tarama yaparken yeme bozukluğu seçeneğini de gözden geçirmeleri gerekebilir. Özellikle kimi anoreksiya nervoza hastasının hamilelik sırasında az kilo almaya dair yoğun uğraşısının olduğu bilinmektedir.

Mary Cassatt, Musée D’orsay
Mary Cassatt, Musée D’orsay

Hamilelik haberini almak zihinde hem bedene hem de doğacak bebeğe yönelik birçok kaygıyı uyandırabilir. “Ne kadar kilo alacağım, aldığım kiloları verebilecek miyim?”, “Ben daha kendime iyi bakamıyorken bir bebeğe nasıl bakacağım?”, “Doğumdan sonra en kısa zamanda nasıl kilo verebilirim?” Gibi kaygıları sıklıkla duymaktayız. Toplumumuzda “sen iki canlısın” diye bir tabir vardır. Bu çoğunlukla hamile kadının daha fazla yemesine yönelik bir teşvik niteliği taşır. Hamilelik öncesi dönemde yeme bozukluğu olan bir kadın için oldukça kaygı verici olabilir bu. Bir yandan da artık “ şişman değil hamileyim” demek rahatlatıcı olabilir. Bedenine dair duyduğu kaygı bir süreliğine dizginlenir. Çünkü “karnı burnunda”dır.

Doğum sonrası depresyon (postpartum) da yeme bozukluklarının nüksetmesine sebep olabilir. Yeni doğan bebeğin beslenmesi, ebeveynlerinin bakımına muhtaç hali ve kimi zaman duygu dünyasında tahammülü zor “ağlamaları” annenin duygu dünyasında bazı meselelerin canlandırabilir. Anne de anlaşılır bir şekilde doğum sonrası erken dönemde “bebeksi”leşebilir. Bir bebek gibi ihtiyaçları olabilir. Karnı doyurulsun, bakılsın, anlaşılsın ister. Bir yandan da kendi bebekliğine, çocukluğuna dair anılar, duygular canlanırken, geçmişte karşılanamamış ihtiyaçlar gün yüzüne çıkabilir. Acaba ona annesi nasıl bir annelik yapmıştır ? Ebeveynleri onun doğumunu nasıl karşılamıştır ? O bebekken nasıl bir bebekti ? Tüm bu iç dünyasında uyanan konuları ve duyguları regüle etmek, dizginlemek için en iyi bildiği yola yani yemekle kurduğu ilişkiye yönelebilir. Eski yeme bozukluklarına yönelmek annenin kendi iç dünyasını dizginleme işlevi görür.

Yapılan bir araştırmada (1) geçmişinde yeme bozukluğu olan kadınların anneliğe ve ebeveynliğe uyumlanmada problemler yaşadığı görülmüştür. Emzirmeden zevk almadıkları, anne olmaktan dolayı hayal kırıklığı yaşadıkları ve sıklıkla bebeğe bakım vermekten keyif almadıkları sonucu ortaya çıkmış.

Yeme bozukluklarının duygusal temelinde yakınlık ve ilişkilerden duyulan tedirginlik söz konusuyken; bebeğin sadece sütle değil ilişki ile de büyüdüğü bu evrede anne-bebek ilişkisindeki yakınlık da anneyi bu açıdan zorlayabilir.

Hamile ve yeni doğum yapmış annelerde yeme bozuklukları ne kadar ihmal edilebilen bir nokta iken; postpartum belirtileri de görmezden gelinen konuşulamayan konular arasındadır. Bu iki durum anne ve bebeğin iyilik hali için hayatidir. Annenin ve yakınlarının bu durumlara ait belirtileri erken dönemde fark edip destek alınması yönünde somut adımlar atılması önemlidir. Bu adımlar annenin sağlığı ve bebekle kurulan ilişki için faydalı olacaktır. Hamile ve yeni doğum yapmış kadınların en ihtiyaç duyduğu şey diğer insanlar tarafından yargılanmadan her türlü duygu ve düşüncelerini paylaşabilmektir. Bu aşamayı geçemeyen çoğu kadın kendi içine kapanır ve dile getirmediği bir mutsuzluk içinde kalır.



(1)Koubaa, S., Hällström, T., & Hirschberg, A. L. (2008). Early maternal adjustment in women with eating disorders. International journal of eating disorders, 41(5), 405-410.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page