Anne - Baba ve Çocuk İlişkisi Yeme Davranışını Nasıl Şekillendirir?


Lee Price

Bugün dünyanın en büyük sağlık meselelerinden biri “aşırı yeme”. Reklamların, pazarlamanın büyük bir kısmı yeme-içmeye dayalı. Gün içerisinde en çok düşündüğümüz şeylerden biri “yemek”. En ucuz, en lezzetli ve en kolay yemeğe ulaşmak 21.yüzyılın önde gelen sloganlarından. Hal böyleyken insanoğlu hiç olmadığı kadar yemeğe dair uyaranlara maruz kalmaktadır. Fakat temiz iç erikli, sağlıklı besine ulaşmak ise bir o kadar zor. Aşırı yemeği, kilo almamayı kontrol etmek belki bundan 10 yıl öncesine göre daha çok çaba gerektirmekte.

Aşırı yeme metabolik, çevresel ve organik kaynaklı faktöre dayanmasının yanı sıra duygusal temelli de olabilmekte. Duygusal gelişim üzerinde büyük rolleri olan ebeveynler çocuklarıyla kurdukları ilişki, kendilerinin yemeği kullanış biçimi ve yeme davranışları üzerinden çocuğun yeme davranışını nasıl şekillendirir?

Xi Pan

Anne karnından çıkıp dünyaya gözlerini açan bebek için hem yemekle hem de anneyle kurulacak ilk ilişki emme davranışı ile başlar. Annenin ya da bakım veren herhangi bir kişinin sunmuş olduğu süt/besin bebek ve anne arasındaki sevginin ilk nesnesidir. Annenin emzirirken/beslerken nasıl hissettiği, bebeği hangi sıklıkla nasıl doyurduğu ve özellikle emzirmenin ne zaman tamamen son bulduğu hem yemekle hem de anne çocuk arasında kurulacak ilişkinin önemli belirleyicileridir. Annenin bebek ile kurduğu ilişkide bebekten gelen mesajları görebilmesi, anlamlandırabilmesi ve bunlara uygun bir içerik sunması bebeğin gelişim sürecinde güven algısını oluştururken; ihtiyacın karşılandığı durumda nasıl hissedildiğini öğrenmesine yardımcı olur. Emzirme dönemi çocuğun hem psikolojik dünyasının hem de bedensel gelişimin şekillendiği dönemdir. İleriki dönemlerde yemekle kurulan ilişki temelini bu ilk dönemden alabilmektedir.

Hızlı bir fizyolojik gelişim gösteren çocuk, bu gelişim sürecinde anne babasının davranış ve tutumlarını gözlemleyerek yemeye dair algısını oluşturur. Anne ve baba hangi durumda nasıl beslenmektedir? Evde hangi yiyecekler bulunmaktadır? Aile hep beraber mi yemek yer yoksa herkes ayrı ayrı mı yer? Anne ve/veya baba olumsuz duygularla baş etmek için yemeği kullanır mı? Beden ve kiloya dair bakış açısı nasıldır? Ebeveynlerin kendi yeme davranışları ile çocuğa sundukları yeme davranışı arasında benzerlikler, tutarsızlıklar var mıdır? Tüm bunlar çocuğun gözlem alanındadır.

Çocuğun gelişimi sırasında anne ya da babanın manipülatif, kısıtlayıcı, çocuğun sınırlarını ihlal edici, aşırı korumacı, aşırı mesafeli ya da kendi kaygılarından kaynaklı aşırı ilgili olması ve hatta bazen anne ve/veya babanın kendi sorunlarını çocuğa yansıtıp çocuktan duygusal destek beklemesi çocuğun yemek ile kurduğu ilişkiyi şekillendirmektedir. Çocuk ebeveyni tarafından anlaşılmak, sevgi görmek ve duygularının adlandırılmasını beklerken tam tersi tutumla karşılaşmakta, anne-babasını iyi etmeye çalışmaktadır. Hiçbir şekilde beklediği duygusal desteği alamamaktadır. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi, bu ihtiyaçların koşullu ya da ebeveynin istekleri doğrultusunda karşılanması ebeveyn ile çocuk arasında sağlıklı bağlar oluşmasını zorlaştırır. Çocuk ise beklediği duygusal içeriği tam anlamıyla alamayınca başka bir yola yani yemeğe başvurmak durumunda kalır. Yemek istediği her zaman oradadır. Onu sakinleştirir, doyurur. Çocuk duygusal açından “hayatta kalmak” adına yemekle kurduğu ilişkiyi sıkı tutmak zorundadır. Fakat bu durum kendi duygularını anlamadan, duyguların söylemiş olduğu ihtiyaçtan uzaklaşmasına yol açar.

Jane Szikora

Karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar yeme miktarının gittikçe artmasına sebep olabilir. Çocuk yemek ile haz aldığını zaten annesini emmeye başladığı andan itibaren bildiği için yemek ile sakinleşmek, mutlu olmak, keyif almak ona yabancı değildir. Buna ek olarak baş edemediği olumsuz duyguların da yemek yediğinde azaldığının farkına varır. Sinirli, öfkeli ya da kaygılı hissettiğinde ebeveyni tarafından sakinleştirilmeye ya da sorunun kaynağını sorgulamaya dair umudu olmayan çocuk kendini doyurmaya çalışır. Yemek onun için bir tür duygu düzenleme aracıdır. Özellikle karbonhidratlı ve şekerli yiyecekler onun yardımına koşar. Aynı şekilde olumlu duygularını da yemek ile kutlar. Çocuk içindeki duygusal boşluğu yemek ile doldurmaya çalışsa da yetişkinliğe geldiğinde bu boşluğun hiçbir zaman yemek ile doldurulamadığının farkına varır.

Ebeveynin yemeği ödül-ceza mekanizması olarak kullanması ise bir diğer durumdur. Çocuğun davranışları yemek ile şekillendirilir. İstenilen davranış gerçekleştiğinde, bu davranışı sürekli kılabilmek yani pekiştirmek için yine yemek kullanılır. Çocuk için bunlar öğrenilmiş davranışlar olur ve yetişkinliğe geldiğinde de benzer davranışları yemeği kullanarak sürdürmeye devam eder. Yemek yemek hem duygusal hem de davranışsal açıdan bir ritüel haline gelir.

Diyet yapan, aşırı yemesine ve obezitesine herhangi bir yöntem ile çözüm bulmaya çalışan kişiler, süreç içerisinde zaman zaman duygusal iniş çıkışlar yaşayabilmektedir. Bu iniş çıkışları besin kısıtlaması, belli bir çerçeveye tabi tutulmak ya da “aç hissetmek” tetikleyebilmektedir. Çocukluğundan itibaren tüm duygusal ihtiyaçlarını yemek ile karşılamaya alışkın olan kişiler için sadece fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yemek yemek baş edilemez, zor bir durum haline gelebilir. Fakat asıl odaklanılması gereken bir yetişkin gözüyle en başından beri kendi kendine yetmeye çalışan o çocuğun gerçek ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak ve yemek yerine daha yapıcı çözüm yolları geliştirmektir.




Yararlanılan kaynaklar:

Arredondo, E. M., Elder, J. P., Ayala, G. X., Campbell, N., Baquero, B. ve Duerksen, S. (2006). Is parenting style related to children's healthy eating and physical activity in Latino families?. Health education research, 21(6), 862-871.


Carper, J. L., Fisher, J. O. ve Birch, L. L. (2000). Young girls' emerging dietary restraint and disinhibition are related to parental control in child feeding. Appetite, 35(2), 121-129.


Kaplan, H. I. ve Kaplan, H. S. (1957). The psychosomatic concept of obesity. Journal of Nervous and Mental Disease, 125(2), 181-201.


55 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör